2 Temmuz 2011 Cumartesi

Hayat bana güzel! Değmeyin keyfime!

Bir bahar günü yeni şehir hatları vapuruna bindiysem,
En üst kattaki koltuklardan birini kaptıysam,
Güneşin ışıkları ta iliklerime kadar işleyip içimi ısıttıysa,
Martılar cıvıltılarıyla bana eşlik ettiyse,
Güneşin ışıltılarının denize aksi gözüme iliştiyse,
Buram buram deniz kokusunu içime çektiysem,
Dalga sesleri kulaklarımda yankılandıysa,
Köpük köpük denizi seyrettiysem,
Yunuslar bana yol gösterdiyse,
Yedi tepeli şehr-i İstanbul beni selamladıysa
Ve ben onu seyre doyamadıysam,
Hayat bana güzel! Değmeyin keyfime!

Ölürsem...

Ölürsem Eyüp Sultan'dan ya da Fatih Camii'nden kaldırın cenazemi,
Mümkünse cuma günü cuma saatinde olsun,
Cemaatle birlikte hep bir ağızdan "Hakkımızı helal ettik" deyin,
Ama içinizden başka türlüsünü de düşünmeyin,
İyi insandı deyin, iyi hatırlayın hep beni,
Unutun varsa da size ettiğim kötülükleri,
Bu dünya fani, yok ki içimizden bir sahibi,
Uzun emeli olanın gider işleri aksi,
Kanmayın dünyaya, buradaki makam, mevki, kata,
Çünkü ancak öldükten sonraki yerimiz ebedi...

05.01.09
12:15 suları

Gerçek Müslüman

“Müslüman dosdoğrudur, dürüsttür, güvenilirdir. Kendisinden emin olunandır. Müslüman temizdir, sevgi doludur, her daim güler yüzlüdür.  Çalışkandır, boş durmaz. Kalp kırmaz, ağzından kötü söz çıkmaz. Asla yalan söylemez. Özü, sözü birdir.
Müslüman mütevazıdır, incedir; kul hakkı gözetir. Az yiyip az uyur. Az ama öz konuşur. Edeplidir, terbiyelidir, iyi bir ahlak üzeredir. Sabırlıdır, tevekkül eder. Tövbe eder. Şükreder. Kur’an-ı Kerim’i ve peygamberini (SAV) kendine kılavuz bilir, hayatını ona göre düzenler. Allah’ın emirlerine uyup yasakladıklarından uzak durur. Her işinde yalnızca O’nun (CC) rızasını gözetir. İşlerine Allah’ın adıyla başlar, O’nu (CC) çokça anar. Ölümü sık sık hatırlar. Ölmeden mezara girmeye çalışır. Âhiret hayatını düşünür. Allah’tan ümit kesmez, dua etmekten vazgeçmez.
Müslüman ölçülüdür, aşırıya kaçmaz. Ahlâkıyla çevresindekilere Allah’ı hatırlatır. İyiliği tavsiye edip çevresindekileri kötülükten alıkoyar. İbadetlerini düzgünce, ihlâsla yapmaya özen gösterir ve bundan zevk alır. Çevresindeki mahlûkata ve nefsine zulmetmez ancak nefsini de dinlemez.

Güzel düşünür, güzel bakar, güzel görür.
Yani; iyi, doğru, güzel ne varsa hepsi müslümanda toplanmıştır.
Kısaca Müslüman,  her haliyle, her hareketiyle kendine gıpta ettirendir.
Müslüman, yolu doğru olandır ya da Müslüman olan doğru yoldadır.”

Gerçek Müslüman tam da budur.

1 Temmuz 2011 Cuma

Bunalımlı hâllerden seçmeler...

Ben mi bunalımdayım yoksa bunalım mı bende bilemedim. Biri beni kurtarsın bu bunalımdan. Ya da bunalımı benden, o da olur. Zavallıcık çok çekti elimden.

Allah'a iman ettiğini iddia edenin aynı zamanda bunalımda olduğunu iddia etmesi de ayrı bir çelişkidir. Tez konusudur.

Eskiden cümlelerim vardı benim, seslerim vardı ve de renklerim. Önce elim durdu, ardından dilim sustu, derken rengim soldu.

Yoruldum; düşüp kalkmaktan, yaralanıp kanatılmaktan değil belki. Belki sadece yaşıyor olmaktan... İnsan nefes alıp vermekten yorulur mu hiç? Evet, ben yoruldum.

15 Nisan 2011 Cuma

Son Umut

Geçen gece Children of Men yani Türkçesiyle Son Umut adlı filmi izledim. Imdb puanı 8.0 olan bu film 2006 yapımı. 3 Oscar adaylığı bulunan filmde Clive Owen, Michael Caine ve Julianne Moore gibi ünlü isimler de yer alıyor.

Ancak benim asıl bahsetmek istediğim bunlar değil. Film bence - her ne kadar basit bir izleyici olsam da - oyuncu, görüntü ya da ses kalitesiyle değil de konusuyla dikkat çekiyor. 

Yıl 2027... Dünyanın en genç insanı 18 yaşında. Bu felaket hamile kadınların düşük yapmasıyla ortaya çıkıyor. İlk zamanlarda 6 - 7 aylık hamile kadınlar düşük yaparken sonraları bu süre giderek kısalıyor ve kadınlar hiç hamile kalamamaya başlıyor. İnsan ırkı tehlike altında ve buna bağlı olarak dünya tamamen bir kaosun içinde. Ve çok ilginçtir ki yalnızca İngiltere - Londra'da askeri güçler düzeni sağlayabiliyor. Dünyanın dört bir yanından kaçıp gelen göçmenler Londra'ya sığınmaya çalışıyor ancak fark edilmeleri halinde şehrin ücra köşelerine sürülüyorlar. 

Bu noktada bazılarınız "Eee, peki dünya kurtulacak mı?" diye sorabilirsiniz. Filmle ilgili geri kalan bilgileri verirsem filmin izlenirliğinin kalmayacağını düşündüğümden sizi merakta bırakmayı tercih ediyorum. Ancak öğrenmezsem çatlarım diyenleriniz varsa Imdb'den tüm özeti = full synopsis okuyabilirler.

Dünyayla ilgili felaket senaryoları sunan birçok film izledik. Uzaylıların istila ettiklerinden tutun da iklim değişikliklerine varıncaya kadar birçok türevini fazlasıyla gördük. Ancak bu filmi farklı yapan şey bu felaketin gerçekleşme ihtimalinin yüksekliği. Belki 2027'de değil ama 2050 senesinde böyle bir felaketle karşılaşabiliriz.

Son dönemlerde gen teknolojilerinin gelişmesine bağlı olarak genetiği değiştirilmiş sebze ve meyvelerle etrafımız kuşatıldı. Bu sırada GDO ve hormonlu gıda kavramları da çokça karıştırıldı. Sonuç olarak ister GDO olsun ister hormonlu gıda, doğal sebze ve meyve tüketemez olduk. Ve şöyle acı  bir gerçek var ki genleri değiştirilmiş tohumlar daha verimli olduğu için çiftçi de artık doğal yollardan üretim yapmaktan vazgeçti. Haşere vb. dış etkilere karşı antibiyotik vb. ilaçlarla güçlendirilen tohumlar sebebiyle vücudumuzda da antibiyotikler birikmeye başladı. Hatta yenidoğanlarda antibiyotiklere karşı direnç oluştu.

İşin bir başka düşündürücü boyutu gen teknolojilerinin en çok İsrailli bilim insanları tarafından kullanılıyor olması. Kısaca, dünyaya genetiği değiştirilmiş tohumları pazarlayan ülke İsrail de diyebiliriz. Komplo teorisi olmakla birlikte - uzak bir ihtimal olarak görmemekteyim - dünya nüfusunu planlama amaçlı bu tohumlarda değişiklik yapıyor olabilirler. Ki dünyayı yöneten belirli güçlerin "Dünya nüfusunun % 25'i bize köle olarak yeter." dediği de birçoklarımız tarafından bilinir.

Bu açılardan  bakıldığında belki de kıyameti, biz bizzat kendimiz, neslimizi tüketerek koparabiliriz diye düşünüyorum. Yaptıkları bu çalışmalar onların da hayatını tehlikeye atabilir. Sonuçta İsrail ya da dünyayı yöneten o büyük güçlerin planlarını tepetaklak edecek çok daha büyük bir güç var. Ve bize tatminsizliğimiz sebebiyle ceza olarak böyle bir sonu layık görmüş olabilir.  
Sonuç olarak "Son Umut" beni gerçek manada etkileyen belki de tek felaket filmi. "The Happening" de oldukça etkiliydi ama böyle bir senaryonun gerçekleşme ihtimali beni gerçekten dehşete düşürdü. Umarım ülkemizde ve tüm dünyada GDO'nun zararları fark edilir ve sivil bir örgütlenme sağlanır da o günleri görmek zorunda kalmayız. 

Allah muhafaza...

5 Ekim 2010 Salı

4 Haziran 2010 Cuma

Gazze'ye yardım

Herkesin bildiği gibi son günlerde basında Gazze'ye yardım filosu hakkında birçok haber çıktı. Yaşanan krizden sonra bu haberler ve yorumlar uzun süre basını ve zihinlerimizi meşgul edeceğe benziyor. Tabi olaylar İsrail tarafından bu kadar çarptırılmaya çalışılınca da insanlar ikiye bölündü: İsrail'i destekleyenler ve Türkiye'ye hak verenler... Gerçek sağduyu ve akl-ı selim sahibi insanlar zaten eğriyi doğruyu gayet güzel ayırıyor. Asıl mesele gerçekleri göremeyen veya görüp de görmezlikten gelenler yüzünden ortaya çıkıyor.

İsrail'i desteklemeseler bile boykot etme ihtiyacı da duymuyorlar, hatta "İlla yardım edecektiniz neden Filistin'e gittiniz, dünyanın başka yerlerinde yardıma muhtaç insan yok muydu?" şeklinde tavırlarını da belli ediyor bu gruptakiler. Belki de yardım götürülen insanlar müslüman oldukları için rahatsızlık duyuyorlar. Türkiye'de İsrail'i protesto edenlerin tekbir getirmesinden de iğreniyorlar. Bu insanların Allah'ın adını, Allah kelamını duymaya bile tahammülleri yok kanaatim o ki...

Gülay Göktürk de benimle aynı düşünceleri paylaşmış olacak ki bir yazı kaleme almış. Kendisi liberal tavır sergileyen ve ateist olarak bilinen biri. Ekşisözlükte hakkında yapılan yorumlardan anladığım kadarıyla bazen gerçekten çok objektif ama tutarsız hatta biraz da uç bir karakter olduğunu söylemek mümkün. İsmini ilk defa bu makalesi sebebiyle duyduğum için ancak bu yorumları aynen aktarabiliyorum. Karakteri ve duruşu ne olursa olsun bu konuda kendisiyle hemfikir olduğumuzdan yazısının linkini de burada veriyorum. Bir inceleyin, bakalım siz de haklı bulacak mısınız bizi?